Bir bütünün iki yarısı...
Blog
"Gerçek olduğumu hissetmem için birinin bana ulaşmasını bekliyordum." (Ingmar Bergman, Yüzyüze, 1976)
Bensiz her bütün eksiktir.
Tıpkı anne ile yavrusu gibi...
Ayrı kaldıkları takdirde hangisi tamdır?
Yanyana geldiklerinde hangisi fazladır?
İşte bir klişe: Bir bütünün iki yarısı...
İnsan algısı iki parçalı bir bütünü, bütün olarak tasavvur edemez.
Bütünün tecessüm edebilmesi için en az üçüncü bir parçaya ihtiyaç vardır. Üçüncü boyuta. Üçüncü bir bakış açısına.
Göz hep üçüncü buûdu arayacaktır. Çâresiz.
* * *
Kemâli bulmak, cemâli görmek için...
Kemâli bulmak ise, sakın karıştırılmaya, tekemmül etmek değil, bilâkis tekâmül etmek demektir. Bu nedenle cemâl, olan'ın değil, oluş'un tezahürüdür.
Sözün özü, cemâl, hakikatte ne görenin, ne görülenin, bizâtihi görüşün âlâmetidir.
Kemâli küll'de değil cüzlerde, bütünde değil parçalarda bulmak, ve her cüzü kemâliyle göstermek, işte bütün mesele!
Alimlerimiz 'güzel'i tarif sadedinde, "Cemâl kemâldedir" derlerdi. Yani eksik olan güzel olmaz, güzel görünmesi için, tam olmalı, kâmil olmalı, eksiklik ve kusurdan uzak bulunmalı.
Eksikten, nakıstan güzel olmaz. Bu nedenle kendilerini bütün hâlinde algılamayı beceremediğimiz cüzleri güzel bulmayız. Tamamlanmalarını, kemâle ulaşmalarını isteriz.
Yalnızlık, ve dahî tek başınalık, aynadan mahrumiyetin bir başka ifadesi.
Ne büyük elemdir insanın kendini göremeyişi.
Nereye baksa boşluk... her yerde...
Düşmeye görsün insan, kemâli de, cemâli de dışarıda aramaya başlar... Bütünlüğü. Kendisine eklemlenebileceği bir bütünlüğü...
Hiç kimse bir bütüne sahip olamaz oysa!
Kişi bir bütüne ancak aid olabilir.
Dışında fazlalık olarak kalacağımız tamamlanmış bir bütünlüğü değil, bilâkis, eklemlenemediğimiz takdirde eksik kalacağına inandığımız bir bütünlüğü ararız. Yani hakikatte yine bizim gibi eksik kalmış büyükçe bir parçayı...
Hep bir parçayı...
Dücane Cündioğlu